Edit Piaf: Mars Aslan kimdir sorusunun cevabı

Édith Piaf dediğimde belki birçoğunuz bu ismi duymadınız ama “La Vie en rose” dediğimde sanırım birçoğumuz o büyüleyici şarkının güçlü sesine aşinayız.
Édith Piaf’ın benim haritam nezdinde beni ateşleyici yaratıcılık sürecimi itici bir gücü olduğunu fark ettiğimden beri ne zaman bir üretim sürecine girsem şarkıları bana harika birer yol arkadaşlığı yapıyor. Édith Piaf’ın Merkür ve Güneş’i, Güneş’imin üzerindeyken Mars’ı ise 9. evimden bana itici bir güç gibi desteğe geliyor.
Gelelim bu minik kadının devleşen hayat hikâyesine.
Édith Piaf’ın yükseleni Akrep burcudur. Yönetici gezegeni dokuzuncu evde yerleşen Mars Aslan olduğunu görürüz. Mars Aslan yerleşimi başlı başına hayat mücadelesi demektir. Ayrıca mücadele şekline tiyatral biri yapı kazandıran yüksek bir irade barındıran bir yerleşimdir. Dokuzuncu evde yerleşen bir Mars Aslan bize kişinin varlığını kanıtlama çabasının bir hayat felsefesine dönüşeceğinin habercisidir. Mars Aslan aynı zamanda Piaf için hayatında daha edilgen olabileceği kontrolün çok da onda olmadığı 12. evin, kişinin mutluluğunu ve mutlu olma yollarını anlatan, bir kişinin sevdiği şeyleri haber eden ve sahnesini de anlatan beşinci evinin yöneticisidir. Yani bizler Édith Piaf’ı tanırken kontrolü dışında gelişen olaylarla mücadele ederken sahnesini adeta tiyatral bir alana çevirirken ve bunu bir yaşam felsefesi olarak benimsediği göreceğiz.

Gerçekten de Piaf’ın hayatı daha çocukluğundan itibaren kontrolü dışında gelişen olaylarla şekillenmiştir. 1915 yılında Paris’te doğmuş, babası sokak akrobatı, annesi ise sokak şarkıcısıdır. Henüz bir yaşındayken babası askere gitmiş, annesi onu terk etmiş ve küçük Édith oradan oraya dolaştırılmıştır.
Mars Aslan yerleşiminin düzenleyicisi olan Güneş kişinin yeteneklerini kendine verdiği değeri ve değer yaratma kapasitesini anlatan ikinci evde Merkür ile kavuşumdadır. Merkür/Güneş kavuşumunun yükselen yöneticisi olan Mars ile olan üçgen açısı ise kişiye ait doğuştan gelen ciddi bir yeteneği anlatır.


Édith Piaf, sadece dünya çapında bir ses sanatçısı olmasının yanında yaratıcı ve dramatik yetenekleri olan çok yönlü bir figürdü. Piaf’ın en temel yeteneği, izleyiciyi derinden sarsan güçlü sesiydi. Sesi, hiçbir kesinti veya güç kaybı yaşamadan iki oktavlık bir aralıkta gezinebilir ve sesini sürekli titreştirebilirdi. Şarkılarını sadece söylemez, onları adeta yaşardı. Bu özelliği nedeniyle bir “trajedi oyuncusu” olarak kabul edilir; sahnede yarattığı yoğun “varlık” duygusu, izleyiciyi büyüleyen en önemli yeteneğiydi. Piaf sadece bir yorumcu değil, dünya çapında kült olmuş “La Vie en rose” gibi eserlerin de söz yazarıydı.

Piaf’ı anlatan Aslan Mars’ı, hedef ve amaçlarını, toplumsal imajını anlatan Merkür’ü ile exact bir üçgen açıdadır. Merkür/Güneş kavuşumu da eklenince Piaf’ın sahnede devleşen yeteneğiyle görünür olmasını gayet iyi açıklar.
Édith Piaf Paris’te bir sokak köşesinde şarkı söylerken fark edilir. Onu keşfeden kişi, bir kabarenin sahibi olan Louis Leplée’dir.
Leplée, Piaf’ın kısa boyundan, narin görünümünden ve sokaktan gelen hâlinden etkilenir. Ona bir sahne adı ararken önce Küçük Serçe adını düşünür; ancak bu isim başka bir şarkıcıya ait olduğu için, serçenin Paris argosundaki karşılığı olan “Piaf” kelimesini seçer. Böylece Kaldırım Serçesi adı doğar. Bugün bizim de minik serçemiz olan Sezen Aksu’nun lakabı da Édith Piaf’tan gelir.
Piaf ilk kez kabare sahnesine çıktığında makyajsız, çorapsız, sade kıyafetlerle, sokaktaki hâliyle tanıtılır.
Bu lakap zamanla sadece fiziksel özelliklerini değil, sokaktan gelen kırılgan ama dirençli karakterini de temsil eder. O yıllarda 1,47 metre boyunda, son derece narin bir genç kadındır. “Kaldırım Serçesi” ismi, hem fiziksel yapısını hem de sokaktan gelen kırılgan ama dirençli karakterini anlatır.
Édith Piaf’ın sahne dışında saatlerce örgü ördüğü, turnelerde yanında ip ve şiş taşıdığı ve gençliğinde sahneye çıktığı ilk kazağını kendi elleriyle örmeye başladığı da bilinenler arasında.
Édith Piaf’ın yetenekler evindeki Merkür’ü örgü örme yeteneği dışında elbette başka yetenekler de verdi Piaf’a. Édith Piaf’ın Merkür’ü aynı zamanda haritanın MC yöneticisidir. Bu Édith Piaf’ı yetenekleri konusunda toplumda görünür kılan da bir yerleşimdir. Édith Piaf’ın güçlü sesinin yanında en önemli yeteneği ellerinin de aynı zamanda şarkının tüm duygusunu veren tiyatral biçimde hareket etmesidir. Édith Piaf sahnedeyken mikrofona özellikle uzak durur ellerinin de şarkının duygusunu vermesi ve dinleyicinin buraya odaklanması için sürekli siyah bir elbise giyerdi.
Siyah elbise tercihi bilinçli bir sahne estetiğidir; dikkat dağıtan hiçbir unsur istemez, bütün dikkatin yüzüne ve ellerine odaklanmasını ister. Tabii bu siyahtan gelen disiplin başkasının eseridir. Piaf’ın kıyafetlerini anlatan 6.evinin yöneticisi de Venüs Oğlak’tır. 🙂
Édith Piaf’ın toplumsal imajı ellerinden sonra bir de baskın kullandığı r harfidir. Fransızca dilinde “r” harfi yok gibi telaffuz edilen bir harfken, Piaf r harfini öyle baskın bir şekilde kullanır ki bu onun adeta sesinin imzasıdır. Merkür’ünün Yay burcunda olması bunu açıklayabilir tabii ama Piaf’ın Ay ve Merkür’ü haritasında bir aşkın deklinasyondadır.:)Bu, bir harfi konuşurken baskın kullanmasını açıklayan vurgulardan biridir.

Édith Piaf için değer yaratma kendi öz değerini ve yeteneklerini anlatan ikinci evi sadece Merkür ve Güneş’ten ibaret değil, kıstırılmış olarak Oğlak burcuna yerleşen bir Venüs’ün de varlığını bu evin içinde görürüz. Venüs Oğlak burcu söz konusu kişinin kendine verdiği değer üzerinden okunduğunda kişinin ancak bir değere ulaşmasının çabalamaktan geçtiğini söyler. Oğlak’ta yerleşmiş bir Venüs değeri kolay hissetmez, kişi kendini olduğu hâliyle yeterli de görmez. Değeri, üzerinde çalışılması hedef doğrultusunda ilerlenmesi gereken ve bu şekilde elde edilmesi gereken bir şey olarak ele alabilir. Piaf’ın hayatına disiplin değneği ile dokunup Piaf’ın değerini artıran ve Piaf’ı Piaf yapan Raymond Asso’dur.
Bu değişim süreci, Piaf’ın kariyerinde keskin bir “öncesi” ve “sonrası” yaratmıştır-ve bu tanım Yengeç/Oğlak karşıtlığıdır.
Piaf, Raymond Asso ile tanışmadan önce, Louis Leplée tarafından keşfedilmiş ancak henüz profesyonel bir kimlik kazanamamıştı:

Sahnede ellerini nereye koyacağını bilemez, kollarını ya yanlarına sarkıtır ya da uyluklarına yapıştırırdı. Uyluklara yapışan eller de Merkür’ün Yay burcu ile Güneş kavuşumu olsa gerek 🙂 Malum astrolojide uylukları Yay burcu elleri ise Merkür temsil eder.
Kelimeleri yuvarlar, okuma-yazma ve şarkı yorumlama konusunda zorlanırdı.
İlk profesyonel sahnelerinde felç edici bir sahne korkusu yaşıyor, bazen sahneden kaçmak istiyordu.
Aşırı makyaj yapıyor, ağır rujlar sürüyor ve sokaklardaki “sefalet” imajını estetik olmayan bir şekilde sahneye taşıyordu. Abartılı olan ne varsa tiyatral bir hâlle sergiliyordu yani.

Leplée, evinde uğradığı bir saldırı sonucu öldürülmüş ve evi soyulmuştur. O dönemde henüz kariyerinin başında olan Piaf, Leplée’nin katilleriyle bağlantılı olduğu şüphesiyle derhal tutuklanmış ve polis tarafından sorgulanmıştır. Olayın ardından Piaf aklansa ve dosya takipsizlikle kapansa da, kamuoyu nezdindeki itibarı ciddi şekilde zedelenmiştir. Sahneye çıktığı kabarelerde izleyiciler tarafından yuhalanmış, hakaretlere uğramış ve pek çok salon ona kapılarını kapatmıştır.
MC noktası yöneticisi olan Merkür aynı zamanda onun için patronları ve otorite figürlerini anlatırken aynı zamanda kariyeridir de. Merkür’ün Yay ve Pluto Yengeç arasında olan kontraantisya bu durumu oldukça güçlü ifade eder. Yani bir otorite figürünün ölümüyle tetiklenen, dışlanma ve yıkım temalı bir kariyer krizi görüyoruz burada. Pluto kelimesi zaten dışlanmayı ve yıkımı anlatır. Birinin ölümüyle gelen bu kriz Piaf’ın kariyerinde ciddi bir yıkım ve dışlanma yaratır.
Bu zor dönemden, yeni mentoru Raymond Asso’nun ona uyguladığı adına demir disiplini dedikleri bir süreç ile kariyerini yeniden inşa etmesi sayesinde kurtulabilmiştir.
Asso’nun disiplininden geçen Piaf, prestijli bir salonda sahne aldığında artık bambaşka biriydi:
Artık sadece bir sokak kızı değil, sahnede ne yapacağını bilen, kusursuz diksiyonuyla izleyiciyi büyüleyen bir “Édith Piaf” vardı. Kazandığı bu disiplin, onun sesinin dünyanın en büyük sahnelerinde yankılanmasını sağladı. Haritasında kıstırılmış olan Oğlak Venüs’ü Piaf kariyerinde köşeye sıkışmışken yardıma gelen bir uzmanı da, değeri için disipline edilmesini de oldukça iyi anlatıyor.

Édith Piaf’ın hayatında köpürtülmüş, şehir efsanesi sayılabilecek birçok hikâye bulmak mümkün.
En bilinen efsane, Piaf’ın Paris’te bir kaldırımda, bir polis pelerininin üzerinde doğduğudur. Ancak resmi kayıtlara göre Tenon Hastanesi’nde doğmuştur. Bu hikâyenin, onun “sokak kızı” imajını güçlendiren bilinçli bir anlatı olduğunu söyler eleştirmenler. Bilinçli bir manipülasyon yani vay canına bu Mars Aslan. Bir polisin pelerini üzerine sokakta doğmuş mudur diye kontrol ettiğimde Mars Aslan bu hikâyeyi çok da yalanlamaz ama Merkür’e olan üçgeni köpürtülebileceğini söyler. Neticede açık alanları dokuzuncu ev bir sokak lambasını Aslan kolluk kuvvetlerini ise Mars anlatabilir tabii hikayeyi anlamlı bir şehir efsanesine döndürmek burada Merkür Yay üçgeninin işi.

Gelelim Piaf’ın aile yapısına. Babası bir sirk sanatçısı ve sokak akrobatıydı. Kızını yanına alarak onu sokak gösterilerinde şarkı söylemeye alıştırmıştır.
Annesi sokaklarda şarkı söyleyen bir sanatçıydı, kızını henüz bebekken terk etmişti. Alkol ve uyuşturucu bağımlılığıyla boğuşan annesi, sefalet içinde ve aşırı dozdan hayatını kaybetmişti
Babaannesi Normandiya’daki Bernay kasabasında bir genelev işletiyordu. Piaf, 3 ile 14 yaşlarını burada, babasının onu annesinden alıp babaannesine bırakmasıyla genelevde çalışan kadınların sevgi ve bakımı altında geçirmiştir. Édith Piaf burayı aksine zor koşullarından ziyade karnının doyduğu bir yer olarak anacaktır. Piaf’ın gözleri burada mikrop kapar körlüğe varan bir süreç yaşanır. Bir azizenin mezarını ziyaret ettikten kısa süre sonra ise gözleri görmeye başlar, bu Piaf’ın inancını sarsılmaz bir hale getirdiğini söylediği mucize diye adlandırılan bir deneyimidir. Eleştirmenler bu hikâyenin de köpürtülmüş olabileceğini söyler. O dönemin tanıkları ciddi görme sorunu vardı evet ama kör değildi diye anlatır. Merkür Mars üçgeni ile olayların köpürtülmesine tamamız bence artık:) Aklıma Yeşilçam’ın Ziyası geliyor burada, eminim sizin de geldi.
Bu çocukluk, Piaf’ın ilerleyen yıllarda “aile” kavramını hep eksik ve dağınık hissetmesine zemin hazırlamıştır.

Astrolojide aile hakkında bilgi almak istediğimizde Ay, 4. ev ve Yengeç burcu yerleşimlerine bakarız.
Piaf’ın 4. evinde belirsizlikleri, kaybolmayı, sınırların olmayışını anlatan Balık burcu yerleşimleri görüyoruz. Jüpiter Balık burcunda ve Chiron kavuşumlu. Piaf için bu sınırların olmadığı bir aile kavramında kendi anlamını bulma yolculuğuna eşlik eden bir eksikliktir diyebiliriz. Dağınık bir aile yapısının onun üzerinde yarattığı yarayı anlatabiilir bu yerleşimler.

Ay’a baktığımızda yüzeysel ilişkiler kurulacağını anladığımız İkizler burcunda ve 7. evde yerleşmiştir. 7. eve yerleşen gezegenler ilişki kurma biçimi hakkında bilgi veririrken açık düşman olarak gördüğümüz, bazen rakibimiz olan insanları da anlatır. Burada aile ile olan bağlar olarak değerlendirdiğimizde Piaf için bu kavram kurulan aile ilişkilerinde iletişim ve bağlantı kurma eksikliğine işaret eden savunmasını iletişim üzerinden geliştireceği bir yapıya işaret eder. Kelimeleri savunma aracı olarak kullanabilir yani nitekim yazdığı şarkıların bazılarında sefalet içinde geçen çocukluğuna ve bakımına atıflar vardır. Düzenleyici olan Merkür bunları yeteneği ile kaleme almıştır.

Aile hakkında bilgi alabileceğimiz bir diğer yerleşim ise Yengeç burcunda bulunan Satürn’ün sekizinci ev yerleşimidir. Sekizinci ev hayatımızda krizleri krizlerinin çözümlerini stresli koşulları ve ortaklaşa paylaşımlı her türlü konuyu içerirken aynı zamanda cinselliği de anlatan bir evdir. Piaf için bu yerleşim aile kavramı açısından omuzlarına ciddi bir yük veren bir zorluğu anlatır. Satürn Yengeç burcunda sürgün bir konumdadır bu gerçekten hayatlarımıza oradan oraya bizi savuran sürgün edilme koşullarını da anlatır ki Édith Piaf’ın hayatında düzenli bir aile hayatı olmaması hatta çocukluğunun bir kısmının genelev gibi cinselliğin yasal olarak bir kurum olarak işletildiği bir yerde geçmesi Satürn Yengeç sekizinci ev yerleşiminin bir başka tezahürlerinden biridir. Üstelik bu zorlayıcı yerleşimin 4.ev Balık yerleşimleriyle olan üçgen açısı koruma kollama koşullarının sınırlarının dağılmasını, standartların oldukça dışında olacağını oldukça iyi anlatır.

Édith Piaf bu zorlu yerleşimini tam karşısında yetenekleri ve değerini de anlatan Venüs’ün Oğlak burcunda yerleşmesi aileden değer görmesinin aslında bir koşula da bağlı olduğunu ona hissettirecek bir yerleşimdir. Bu durum kendini yeterince sevmeme ve dolayısıyla da yaşadığı ilişkilerde koşulsuz sevilmeyeceği fikrini ona aşılayabilir. Satürn’ün karşıtlıkları genelde hayatta suçlu olarak gördüğümüz şeyleri gösterir Piaf muhtemelen yeterince sevgi görmediği ve yeteneklerine yeterince güvenememesi için zaman zaman ailesini suçladığını buradan anlayabiliriz.
Venüs Oğlak karşısında durduğu Satürn tarafından aynı zamanda düzenlenir de. Bu da kendini yetersiz ve değersiz hissettiği anlarda bilinçaltında yatan tüm korkuların, birikmişliğin onu geçmiş travmalarla donatması demek olacaktır. Böyle anlarda muhtemelen geçmişin yükleri tekrar tekrar omuzlarına binen birer kriz olarak karşısına dikiliyordu diyebiliriz.
Tabii burada Ay’ın İkizler burcunda olması- kriz koşullarını geçiştirici bir tavrı takınarak kendini savunduğunu anlatacak. Bu travmatik olan yüklerin içinden hızla sıyrılmak demektir bu da Piaf’ın hayatın zorluklarıyla ürkek bir taraftan savaşırken üzerinden çok durmayarak geliştirdiği savunmasını olduğunu düşündürür.
Ay’ın düzenleyici gezegeni olan Merkür’ün ise bu anlarda Piaf’a şarkı sözleri yazdırmış olabileceğini anlatır. Babasının başka bir kadından olan kızı Simon ile tanıştıktan sonra üvey kardeşiyle o kadar derin bir bağ kuruyorlar ki, Édith Piaf’ın ölümüne kadar neredeyse hiç ayrılmıyorlar. Simon yine Piaf’ın hayatında çelişkili bir karakter, çoğu yerde yakın arkadaşı olarak geçiyor ama önemli olan şu ki kankalarımızı da anlatan 7. evde bulunan Ay İkizler iki bilgiyi de doğrulurken Ay ikizler ile temsil edilen Simon’un “Kaldırım Serçesi” adlı bir kitap yazması 🙂 Ay’ın dispozitörü Piaf’ın 10. evini yöneten Merkür 🙂 Kitapta sokakta şarkı söylerken bile Piaf’ın para toplamak için asla el açmadığı bilgisi var 🙂 Mars Aslan’ının gururuna sağlık diyelim o zaman.
Gelelim son olarak Piaf’ın aşk hayatına, Piaf’ı anlatan yükselen yöneticisi olan Mars Aslanken aşka değinmeden olmazdı. Üstelik bu Mars 5.evin de yöneticisi.
Dönemin sükseli boksörlerinden olan Marcel Cerdan ile fırtınalı bir aşk yaşıyor.
Marcel evli ve 3 çocuk babası. Bu sebeple bu aşk ciddi bir sansasyon yaratıyor. 5 yöneticisi olan Mars Aslan ve sansasyon 🙂 sembol bombası resmen.
Piaf için âşık olduğunda bunu yaşamaması mümkün değil, Piaf’ın âşık olmasını anlatan 5. evinin yöneticisi Mars Aslan burcunda ve Merkür Güneş kavuşumu ile üçgen açıda.
Çok fazla gizlenmek zorunda kaldıkları bu aşkı 12. ev gizli ilişkileri anlatan evin yöneticisi de olan yine Mars Aslan’ı anlatacak.
Bu üçgen açının varlığında yaşanan bir aşkın önüne çıkan engelin ne olduğunun çok da önemi yoktur.
Aslan ve Yay üçgeni aşkı da köpürtecek ve bu duyguyu zirveye taşıyacaktır. Yanacaksak yanalım diyen bir yerleşimle aşkı gelişine yaşar deriz.
Bu aşk böyle süregelirken Piaf’ın vereceği bir konsere ısrar kıyamet Cerdan’ı çağırması, Cerdan’ın gemi ile yetişemeyeceği için daha hızlı bir araç olarak uçakla gelmeyi tercih etmesi ve Cerdan’ın uçağının Azor Adaları’nda düşmesi sonucunda hayatını kaybetmesi Piaf’ın ömür boyu kendini suçlayacağı ve sonrasında alkol ve morfin bağımlılığına giden sürecini başlatacaktır.
Piaf’ın ilişkiler evinde bulunan Ay İkizler’in dispozitörü 2. evde bulunan Merkür’ü uçakları da anlatan 9. ev Mars’ı ile üçgen açıdadır.
Édith Piaf’ın haritasındaki 2. ev Merkür’ü Cerdan’a göre ev türetmeyle Cerdan’ın kazalarını anlatan 8. evinde ve Cerdan’ın sonlanmalarını anlatan 4. evinin de yöneticisidir. Merkür, Cerdan’a göre trafik ve ulaşımı anlatan 3. evin içindeki Mars Aslan’a üçgen açı ile bağlanır.
Piaf hayatı boyunca Cerdan’ın ölümünden kendini sorumlu tutmuş ve kendini suçlamıştır. Hadi gelin bu hikâyeyi Édith Piaf’ın Cerdan için yazdığı, Cerdan’ın trajik ölümünden yaklâşık bir ay önce, ilk kez seslendirdiği şarkıyla bitirelim…

Merak edenler için şarkı “Hymne à l’amour” (Aşka İlahi)

Fotoğraf: Eric Koch / Anefo, Nationaal Archief, CC0.

Yorum bırakın

E-posta adresiniz yayınlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir

Scroll to Top